1. Kırklareli’nin bir köyünde doğdum…Çocukluk ve gençlik dönemlerim köyde geçti… Liseyi İstanbul Kız Lisesi’nde yatılı olarak okudum… Kafamda bir meslek fikri olmadığı için köye döndüm… İşte bu dönemde yoğun olarak mizah dergileri okumaya yavaş yavaş çizmeye ve çizdiklerime İstanbul’a mizah dergilerine postalamaya başladım… Bir süre amatör sayfalarda yayımlandı. Bir ara Limon Dergisi’ne gidip geldim… Karikatürlerimi içerideki sayfalarda da yayınlamaya başladılar…Bu arada ben köyden sürekli karikatürler çizip dergiye gönderiyordum… Bir ara bana “birkaç köşe adı bulup gönder içinden seçelim sana köşe yapacağız” diye dergiye not düştüler… Ben daha köşe adı bulamadan onlar bir dahaki hafta “BAYIR GÜLÜ” adını koyup birikmiş karikatürlerden bir köşe yaptılar… Böylece dergide bir köşem oldu… Hatta iki köşem oldu… Çünkü bir ara dergiye uğradığımda mizah yazıları bırakmıştım… Bir de “FEYHAN SOFRASI” adında bir yıl süreyle mizah yazıları yazdığım bir köşem olmuştu…O gün bu gündür çiziyorum… Leman dışında “Pazartesi” adlı feminist bir dergiye aylık ve “Yeni Bin Yıl” gazetesine günlük karikatürler çizdim…
2. Bunun aslında bir çok sebebi olabilir… Bizde gelenek olarak kadının çalışma tarihi bir defa çok yeni… Hala ülkemizde bir kadın mutlaka çalışmalı diye bir kural yok ama bir erkek mutlaka çalışmalı diye bir kural var… Bu açıdan sanırım erkekler bir işe giriştiklerinde ona artık “bu benim işim” diye sarılıyorlar. Ama kadınlar bu konuda daha esnek… İkinci olarak karikatür tarihinde de kadınlar çok yeni… Bizim örneklerimiz kimlerdi…Selma Emiroğlu’ nu sonradan öğrendik… Bir Özden Öğrük… Benim takip ettiğim “Biz Bıyıksızlar” vardı… Çoğu kişi hala karikatür çizmenin bir meslek olduğunu bilmez… Meselâ bana hala bu işten para alıyor musunuz diye soranlar var… Değişimler birden olmaz… Bunlar etkili… Tabi erkek dünyası olması da biraz etkili…
3. Hem “hafifmeşreplik” sayılır ama hem de aslında gülmeyi seven bir toplumuz… Tabii işin içine mizah girince insanlar size daha samimi yaklaşıyor… Mesela bana okuyucularım genelde “sen” diye hitap ederek mesaj gönderirler ama ben bunu “hafife alınma” olarak algılamam… Çizdiğiniz tiplerin esprilerin sizde bir karşılığı olduğunu düşünüp her hafta okudukları o tipleri belki sizinle özdeşleştirirler… Bu da kötü bir şey değildir… Ama mizahçılar hep şöyle der… Mizah ciddi bir iştir… Bembeyaz bir sayfanın karşısına oturursunuz… Bazen saatlerce o size siz ona bakarsınız…O her hafta çıkan espriler bazen kolay ama bazen de uzun sıkıntılı saatlerden sonra ortaya çıkar… En keyifli yanı dergide basılmış halini görmektir… Ama sonra hemen gelecek haftanın sıkıntısı başlar…Zor zanaat yani…
4. “Delikanlı yada maço” demeyelim ama sonuçta erkek ortamı.. Muhabbetler, espriler… Tabii ilk girdiğimde biraz mizacım gereği köyde ve yatılı okullarda büyümüş biri olarak zaten çok çekingendim.... Ortam erkek ortamı olunca iyice çekildim… İşlerimi evden yapıp götürüyordum… Zaten tek başıma çalışmaya alışkındım… O gün bu gündür çalışırken mutlaka yalnız olurum… Bu işi sürdürmemi ise belki de iş olarak görmeme borçluyum… Çünkü buna güvenip beş parasız İstanbul’a taşınmıştım ve daha iyi bildiğim başka bir iş yoktu…
5. Çizdiklerim tabi ki tamamen birebir hayatta karşılığı olan tipler değil belki ama az buçuk hepimizde olan yönleri de taşıyorlar… Ben köylü karakterler çiziyorum ama onları şehirli, okumuş, mesleği olan kadınlar da seviyor ve kendilerine yakın buluyorlar… Çünkü kadınların bu toplumdaki statüleri ne olursa olsun onları “kadın olmanın” birleştirdiği noktaları, sorumlukları aynı.
6. Dediğim gibi onlar her kadının içinden biraz bir şeyler çalan okuyan kadınlara da “aa ben de böyleyim” ya da”bu benim de başımdan geçti “dedirten tipler… Şehirli insanlar ilişkilerinde biraz daha mesafeli, birbirlerine karşı zırhları var… Ama köydekiler daha yakın daha düz… Hatta ilişkilerin de daha pervasız… daha pazarlıksız… Neyse o, örtü yok… Kılıf yok… Bu yüzden benim tiplerimde daha samimi, sıcak pervasız… Ünlü olduklarını bilselerdi sevinirlerdi…
7. farkında olarak yapmıyorum ama belki de fark etmeden yapıyorumdur… Bilmiyorum… Bir psikoloğa danışmalı…
8. Erkekler kadınları “kurar çizer”… Kadınlarsa kadınları “bilir çizer”… Çok bilen mi daha iyi çizer yoksa çok kuran mı bilemem ama eskiden erkeklerin kadınları yada kadınların erkekleri anlaya bileceklerini düşünürdüm… Gerçi erkeklerin böyle bir kaygısı yok ya… neyse… Ama yaş kemale erdikçe bakıyorum ki bu çok zor… Çünkü genetik kodlar farklı… Zor yani…
9. Herkes kendi bildiğini kendi tanıdığını çiziyor işte… Erkek çizerler erkek karakterleri çiziyor sıklıkla… Kadınlar da kadınları… Karikatür tarihinden bu yana yüzlerce erkek çizer geçmiştir… Oysa dediğiniz gibi kadın karikatürcüler bir elin parmaklarını geçmez… Haliyle bu maçı onlar alır… Ama karakterlerin sevilmesi açısından geri de değiliz… Meselâ bir Özden Öğrük’ün “ Çılgın Bediş” i hala hafızalarda… Ramize’nin Kötü Kız’ı, Ezik’i …Benim Bayır Güllerim… Bizde fena değiliz yani…
10. Aslında ben özel olarak tavır olsun diye bir espri anlayışı geliştirmedim… Ama tiplemelerimde değişmek isteyen, gelişmek isteyen kadınlar var… bir kadın gerçek hayatta da değişmek ve gelişmek isterse hemen “feminist” damgası yer… Çok şükür biz de bu damgayı yedik…
11. Kadınlar biraz daha naif, ama, ıcığını bıcığını sorgulayıcı daha hayata yakın… Erkekler daha alaycı, ruh işini bir tarafa bıraka biliyorlar… cinselliği işleyişleri daha sert…daha pervasız…
12. Geçen yıl Tüyap’ta kitabımı imzalatmak için bir erkek okurum gelmişti… Ben dedi eşimi elde edebilmek için sizden tüyolar aldım… Demek ki dikkatle izliyor onlar da…
13. Nerdee!.. Her yanım sökük içinde… Şaka bir yana sanırım biz kadınlar hep “ben anneme benzemeyeceğim” diye başlarız hayata… Ama zaman geçtikçe ne kadar annelerimize benzediğimizi görürüz… Aslında muhalif tavır insanın hayatını kolaylaştırmaz… Çünkü farklı olmak zordur… Ben meselâ hep “makul olmak için uğraştım… Olamadım o ayrı…
14. Valla işte adına “ev” denen yerlerde yaşarız… Overlokçu gibiyiz… Çizgi overlokçularıyız aslında… Hayal bohçacıları, mürekkep cinleri… Gül ekicileri, yel biçicileriyiz…
15. Kendimi nasıl tarif etsem boş… Objektif olamam… Karşıdan bakmam lazım… Benden uzaklaşıp bakamam… Ama zevklerim derseniz ota böceğe bayılırım… Bir ağaç bir çiçek görmeyeyim nevrim döner, sarhoş olurum…
Yedi yıldır evliyim… Beşbuçuk yaşında bir oğlum var…
Feminizm bizde çok yanlış anlaşılmış aslında bir “insan hakları” hareketidir… Ama ne yazık ki bizde feminist kelimesi hala hakaret yada alay amaçlı kullanılır …Geçen gün televizyonda Fransa’da her on kadından birinin şiddete maruz kaldığı haberi verildi… Fransa gibi gelişmiş demokratik bir ülkede böyle ise bizde ve bizim gibi ülkelerdeki durumu varın siz hayal edin... Öncelikle çözülmesi gereken sorunumuz “eğitim” diyeceğim eğitimli insanlarda dayak atıyor… O zaman eğitimden önce kas geliştireceğiz herhalde bilmiyorum… Kendimize güveneceğiz… Çalışacağız… Para kazanacağız… Döven kocayı boşayacağız… Aklıma başka bir şey gelmiyor…